"Tatlı ya da Kola Alırsanız Getiririz": Erzincan'da Eve Siparişin Yazılmamış Kuralı
Dörtyol'daki bir lokantadan eve üç lahmacun istedim, "tatlı ya da kola alırsanız getiririz" cevabını aldım. Mesafeleri ölçtüm: fark 1,6 km, yaklaşık 3 dakika.
Erzincan'da yemeğin iyisini bilen bilir. Şehrin sevilen, lezzetine güvendiğim bir lokantası olan Kebabistan'dan ilk kez eve sipariş vermek istedim. Büyük bir sipariş değildi, akşamüstü canımız lahmacun çekmişti: üç lahmacun.
Ama o telefon görüşmesinden aklımda lahmacunun tadı değil, başka bir şey kaldı.
Telefonda ne oldu?
Sipariş vermeden önce, olması gerektiği gibi, önce nerede oturduğumu söyledim: "Mimar Sinan Mahallesi'ne getirebilir misiniz?"
Telefondaki kişi içeride birine seslendi, mahalleyi sordu. Sonra bana döndü ve şunu söyledi:
"Tatlı ya da kola alırsanız getiririz."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Ağzımı bozmadım, sesimi yükseltmedim. "Teşekkür ederim" deyip telefonu kapattım. Ama içimde bir şey bozuldu.
Bu cümle neden bu kadar rahatsız etti?
Mesele bir kutu kola ya da bir porsiyon tatlının parası değil. Mesele üslup.
Ben fiyat sormamıştım. Pazarlık yapmamıştım. "Ne kadar tutar?" bile dememiştim. Sadece "getirir misiniz?" diye sormuştum. Karşılığında aldığım cevap bir bilgi değil, bir şarttı: Ben ne istersem onu değil, senin satmak istediğini de alırsam kapıma gelecekmiş.
Buna emrivaki denir. Müşteriye "sen sipariş verme, ben sana ne alacağını söyleyeyim" demenin kibar görünen hâlidir.
Rakamlarla bakalım: Mesafe gerçekten bu kadar uzak mı?
Aradığım yer, Kebabistan'ın Dörtyol mevkiindeki lokantası; Vali Recep Yazıcıoğlu Caddesi üzerinde, yani şehrin göbeğinde. Bildiğim kadarıyla bu lokanta, Özel Neon Hastanesi'nin bulunduğu Dede Korkut Caddesi çevresindeki esnafa yemek götürüyor.
Merak ettim ve haritada (OpenStreetMap verisi ve açık kaynak rota hesabıyla) ölçtüm. Dörtyol'dan:
| Nereye | Araçla yol | Araçla süre |
|---|---|---|
| Karaağaç Mahallesi | 1,3 km | ~2 dk |
| Yavuz Selim Mahallesi | 2,2 km | ~4 dk |
| Neon Hastanesi çevresi (yemek götürdükleri esnaf) | 2,5 km | ~3 dk |
| Akşemsettin Mahallesi | 2,8 km | ~4 dk |
| Park AVM | 2,8 km | ~3 dk |
| Mimar Sinan Mahallesi (bizim taraf) | ~4,1 km | ~6 dk |
(Rakamlar yaklaşıktır: Lokantanın noktası cadde üzerinden, Mimar Sinan'ınki mahallenin orta kısmından alındı; ev adresi bilerek yazılmadı. Mimar Sinan geniş bir mahalle; en güney ucuna mesafe 9 km'ye kadar çıkabiliyor. Süreler trafiksiz tahmindir.)
Tabloya bakınca durum çok net: Neon Hastanesi'nin oradaki esnafa 2,5 km yol gidiliyor, sorun yok. Bizim tarafa ise 4,1 km. Aradaki fark 1,6 kilometre, yani motorla yaklaşık 3 dakika.
Üç dakikalık fark için "tatlı ya da kola alırsanız" şartı.
Açık konuşayım: 3 dakika da olsa kuryenin fazladan yolu, fazladan yakıtı var. Bunu görmezden gelmiyorum. Ama Erzincan küçük bir şehir. Dörtyol gibi merkezde duran bir lokantadan şehrin neredeyse her mahallesine 2 ile 5 kilometre, 2 ile 6 dakika arasında varılıyor. Merkezdeki bir lokanta, şehrin hemen her yerine neredeyse eşit yakındır. Bizim mahalle bu bandın dışında değil, içinde.
Yani ortada "oraya gidilmez" diyecek bir uzaklık yok. Ortada, fiyatı söylenmemiş bir yol maliyeti var. Ve bu maliyetin karşılığı kola değil, açıkça söylenmiş bir rakam olmalıydı.
Peki doğrusu ne olmalıydı?
Şunu açıkça söyleyeyim: Bir işletmenin eve servis için kuralı olabilir. Kurye maaşı var, yakıt var, zaman var. Üç lahmacunu şehrin öbür ucuna götürmek her zaman kârlı olmayabilir. Bunu anlıyorum.
Ama bu durumu söylemenin dürüst ve saygılı yolları var:
- "Minimum paket servis tutarımız şu kadar." Net, herkese aynı, kimseyi kırmaz.
- "Mimar Sinan'a getirmek için ayrıca şu kadar yol ücreti ekliyoruz." Karar müşteriye kalır.
- "Oraya getirdiğimizde lahmacunun fiyatı şu kadar oluyor." Yine şeffaf, yine adil.
Bu üç cümlenin ortak noktası şu: Müşteriye bilgi verir, seçimi müşteriye bırakır. "Tatlı ya da kola alırsanız" cümlesi ise seçimi elinden alır; üstelik ne kadar alırsan yeteceğini bile söylemez.
Ben fiyatı sormuyordum bile. Ekstra yol parası yazsalar büyük ihtimalle "tamam" derdim. Beni geri çeviren para değil, bana gösterilen tavırdı.
Erzincan esnafı bunu bilir aslında
Bu şehrin esnafı, müşteriyi "velinimet" bilen bir kültürden gelir. Veresiye defterinin tutulduğu, parası eksik çıkan müşteriye "sonra getirirsin" denen, kapıdan giren herkese çay ikram edilen bir şehirdeyiz. (Bu kültürü daha önce Erzincan esnafı ve veresiye defteri kültürü yazımızda anlatmıştık.)
O yüzden bu küçük telefon görüşmesi bana büyük geldi. Çünkü lokantanın yemeği ne kadar iyi olursa olsun, müşterinin hafızasında kalan çoğu zaman nasıl karşılandığıdır. Lahmacunun tadı akşam biter; kırılan gönül uzun süre akılda kalır.
Esnafa bir çağrı: Kuralınızı baştan söyleyin
Eve servis veren Erzincanlı işletmelere bu yazıyı bir şikâyet olarak değil, bir rica olarak bırakıyorum:
- Minimum sipariş tutarınız varsa telefonda ilk cümlede, menüde ya da sosyal medya hesabınızda açıkça yazın.
- Uzak mahalleler için yol ücreti alıyorsanız bunu rakamla söyleyin; müşteri hesabını kendi yapsın.
- "Şunu da alırsanız getiririz" demek yerine seçeneği sunun: "Minimum tutarımız şu, dilerseniz tatlı ya da içecek de ekleyebilirsiniz."
Arada küçük bir fark var gibi görünüyor. Ama o fark, müşterinin bir daha arayıp aramayacağını belirliyor.
Müşteriye de bir not
Siz de benzer bir cevapla karşılaşırsanız sinirlenmeye gerek yok. Kibarca şunu sorabilirsiniz: "Minimum tutarınız ne kadar, ya da yol ücreti eklerseniz ne tutar?" Çoğu zaman bu soru, emrivakiyi normal bir konuşmaya çevirir. Çevirmiyorsa, kararınızı vermek için yeterli bilgiye zaten sahipsiniz.
Ben o akşam teşekkür edip telefonu kapattım. Üç lahmacunluk bir sipariş kaybedildi; belki bir müşteri de. Asıl soru şu: Bu hesap, bir kutu kolaya değer miydi?
Son söz: Bu yazı bir kavga değil
Bu satırları öfkeyle yazmadım. Telefonu kapattıktan sonra biraz kırgındım, o kadar.
Çünkü Kebabistan bu şehrin iyi lokantalarından biri; adı bilinen, yemeği konuşulan bir yer. Böyle bir yerin kapısından çıkan tek bir cümlenin bile ağırlığı var. Mahalle bakkalı "yarın getirirsin" dediğinde de, lokanta "şunu da alırsan getiririm" dediğinde de aslında aynı şeyi söylüyor: Seni nasıl gördüğünü.
Belki telefondaki kişi yoğun bir akşamdaydı. Belki işletmenin öyle bir kuralı vardı ve bunu nasıl söyleyeceğini bilemedi. Belki de hiç düşünmeden, alışkanlıkla çıktı ağzından. Bilmiyorum. Kimseyi kötü niyetli ilan etmek istemem.
Ama şunu biliyorum: Erzincan küçük bir şehir. Burada herkes birbirini tanır, bir dükkânın adı ağızdan ağıza dolaşır. Büyük şehirde kaybedilen müşterinin yerine yenisi gelir; burada kaybedilen müşteri, çoğu zaman bir ailedir, bir sokaktır, bir sohbettir.
Belki bu yazıyı okuyan bir esnaf, bir sonraki telefonda cümlesini değiştirir. "Tatlı ya da kola alırsanız" yerine "Oraya yol ücretimiz şu kadar" der. Bu yazının bütün amacı bu.
Bu yazı Erzincan'ın bütün esnafına bir hatırlatma olsun: Lezzet müşteriyi bir kez getirir. Onu tekrar getiren şey, kapıda nasıl karşılandığıdır.